Kendinizi hiçbir zaman büyümeyecekmişsiniz gibi hissettiniz mi ya da öyle olduğunuzu düşündünüz mü? Ben bunu hayat mottom haline getirmişim aslında. Fakat bu hayatın getirdiği sorumluluklardan kaçma ya da kabul etmemekle ilgili değil asla. Benim perspektifime göre daha çok, yaşadığım duyguların büyüklüğüyle ilgili. Duygularımın, yaşlandıkça bana hissettirdiği etkisini kaybetmekten korkuyorum.
Olgunlaşmak, bana hayattan sıkılmakmış gibi hissettiriyor. Duyguları normalleştiriyormuş gibi. Eğlenirken odaklandığın şeyin sadece ne kadar yorgun olduğun ya da hiçbir şey için yeteri kadar enerjin olmadığını düşünmek… bizden geçti artık diye kestirip atmak gibi düşünceleri kastediyorum daha çok. Çünkü olgunlaşmak bana göre, sevdiğin şeylerden vazgeçmek ya da duygularını normalleştirmek değil.
Mesela yaş aldıkça kendimde gördüğüm farklılıklar beni heyecanlandırdığı kadar düşündürüyor da. Bu dinlediğin müzik tarzının değişmesi gibi kolay bir şey değil. Önceden yapabileceğine inandığın şeylere, zaman geçtikçe inancının kaybolması gibi. Son zamanlarda daha sakin bir hayat yaşıyorum örneğin. Kalabalıktan uzak demek belki daha doğru olur. Çiftlikte yaşadığım dönemlerde de böyle oluyordu. Sakinlikten sıkılıp deli gibi İstanbul’u özlüyordum ama otobüse ayağımı bastığım anda o kalabalık üstüme geliyormuş gibi hissediyordum ve zamana ihtiyacım oluyordu alışmak için. Geçen gün Noel Marketi’ne gittik ve o kadar kalabalıktı ki… bir an her şey üstüme geliyormuş gibi hissettim ve o sakinliğe ne kadar alıştığımı fark ettim. Bu da beni bu konu hakkında düşündürdü. Yaşlanıyor muyum?!
Aslında beni düşündüren noktalardan biri de, insanların bana sürekli çocuksu tarafımı bir kenara bırakıp, biraz da hayatın gerçeklerine odaklanmam gerektiğiyle ilgili yaptıkları hatırlatmalar. Benim tozpembe gözlükler taktığımı ve gerçekleri gözardı ettiğimi düşünüyor olmaları ve kendi düşünceleri yüzünden beni hayatın gerçeklerine karşı uyandırma çabaları. Pozitif bir açıdan bakmak istemek beni salak yapmıyor sonuç olarak. Çocuksu bir tarafımın olmasıyla hayatın gerçekliklerini göz ardı etmiyorum. Tabii ki ben de yaş aldıkça düşüncelerimin değiştiğinin, bir tarafımın gün geçtikçe olgunlaştığının, başka bakış açıları geliştirdiğimin farkındayım ve bunları da kendimde fark ettikçe mutlu oluyorum. Bir şekilde hayatın getirilerine karşı ben de gardımı alıyorum ama bunun farkında olduğumu her anlamıyla göstermem gerektiğini düşünmüyorum sadece. Manifest gibi aslında :D. Pozitif kalmaya çalışıyorum genellikle, bu kadar basit. Aslında ben o dondurmayı bir çocuğun dondurma yerken hissettiği mutlulukla yemek, bir hediye paketini açarken o çocuğun hissettiği büyük sürpriz heyecanıyla açmak, mumlarımı bir çocuk gibi bir sürü dilekler tutup ışıl ışıl parlayan gözlerle sevdiklerimle beraber üflemek istiyorum.
Büyümenin diğer bir kötü tarafı ise, her geçen gün çirkinlikleri güzelliklerden daha çok fark ediyor oluşun. Sen bunu her ne kadar görmemeye çalışsan da, bunu gözüne soka soka sana göstermek ya da yaşatmak için çabalıyorlarmış gibi geliyor. Senin hayatını değil de, hayatı sana sorgulatmak gibi bi hedef belirlemişler sanki… herkes bunun için uğraşıyor. Burdaki ‘herkes’ etrafımdaki insanlar değil bu arada. Çok tuhaf… bu zehirlerin varlığının farkındalığı ise kalp kırıcı kesinlikle.
28. yaşımı dolduruyorum bu sene ve 30’uma sadece iki sene kaldığını düşündüğümde içimi bi geç kalmışlık hissi kaplıyor. Zaman hangi ara bu kadar çabuk geçti? Ben 18 yaşımı doldurduğum günü daha dün gibi hatırlıyorum. Bu on sene içinde bir sürü şey yaşadım ve hepsi bana bir çok şey kattı. Çoğunlukla ders çıkardığım deneyimler oldu. Bazen çok ağladım, hayal kırıklıkları yaşadım. Sonrasında kabullenmeyi öğrendim ve yoluma devam edebildiğimi gördüm. Başarısızlıklarımla barışmayı öğrendim mesela. Tek başıma kaldığımda kendi elimden tutmayı başardım en önemlisi. Demek ki ben de bir şeylerin farkındayım. Öğrenmeye de açığım her zaman. Ama 60 yaşımda bile olsam deli gibi dans etmek, gülmek, yeri geldiğinde dinlenmek, şarkılar söylemek ve her anını dolu dolu geçirmek, seyahat etmek, bilmediğim şeyleri deneyimleme cesaretine sahip olmak istiyorum. En önemlisi de kocaman bir kalbe sahip olmak… Kayıpların, kırgınlıkların, üzüntülerin, size yapılan hataların ya da yaşadığınız hayal kırıklıklarının kalplerinizi karanlıklaştırmasına izin vermeyin. Bence hayatta başımıza gelenleri olgunlukla kabul edip, bize yaşattıklarına rağmen teşekkür edip, devam edebildiğimiz sürece içimizdeki çocuğu koruyabiliriz. Umarım sen de hayattaki renkleri bir çocuğun gözleriyle görmeye devam edebilirsin.
Okuduğun için teşekkürler. 🙂
Welcome, my 28th age…
Have you ever felt like you would never grow up, or thought that you never would? I think I’ve made this my life motto. But this is not about avoiding or denying the responsibilities that life brings. From my perspective, it’s more about the magnitude of the emotions I experience. I’m afraid of losing the intensity of my emotions, as I grow older.
To me, maturing feels like getting bored of life. It feels like normalizing emotions. Like focusing on how tired you are or thinking you don’t have enough energy for anything, even when you’re trying to have fun. Or having thoughts like, “We’re past that now…” and giving up so quickly. To me, maturing isn’t about giving up on the things you love or normalizing your emotions.
For instance, the changes I notice in myself as I grow older are as thought-provoking as they are exciting. It’s not as simple as changing your taste in music. It’s more like losing faith in the things you once believed you could do. Recently, I’ve been living a calmer life. Or perhaps it’s more accurate to say, away from crowds. It was the same during the time I lived on the farm. I would miss Istanbul like crazy after a while, but the moment I set foot on the bus, it felt like the crowds were suffocating me, and I needed time to adjust. The other day, we went to the Christmas Market, and it was so crowded that I felt overwhelmed. I realized how much I’ve gotten used to the calm. This got me thinking: am I getting old?!
Another thing that makes me reflect is how people often remind me to leave my childish side behind and focus on the realities of life. They think I’m wearing rose-colored glasses and ignoring the truth. They try to “wake me up” to reality because of their own views. But wanting to look at life from a positive perspective doesn’t make me naive. Having a childish side doesn’t mean I’m blind to the realities of life.
Of course, I’m aware that my thoughts are changing as I age, that part of me is maturing, and that I’m developing new perspectives. And noticing these changes in myself makes me happy. I prepare myself for what life brings in my own way, but I don’t think I need to prove my awareness in every sense. It’s like manifesting, really. I just try to stay positive; it’s as simple as that.
I want to eat ice cream with the kind of joy a child feels while eating theirs. I want to unwrap a gift with the excitement of a child opening a big surprise. I want to blow out my candles, make lots of wishes, and have my eyes sparkle while celebrating with my loved ones.
Another downside of growing up is how you become increasingly aware of the ugliness in the world, more so than the beauty. It feels like, no matter how hard you try to ignore it, life shoves it in your face, forcing you to see it. It’s as if the world has made it its mission to make you question life rather than live it. It’s not about the people around me, by the way—it’s something much bigger. It’s strange… This awareness of such poisons is absolutely heartbreaking.
This year, I’m turning 28, and the thought of having only two years left until I’m 30 fills me with a sense of being late. When did time fly by so quickly? I can still remember my 18th birthday like it was yesterday. I’ve lived through so much in these ten years, and each experience has taught me something. Most of them turned into lessons I learned. I cried a lot at times and experienced disappointments. But eventually, I learned to accept things and realized I could move forward. For example, I learned to make peace with my failures. Most importantly, I learned to hold my own hand when I was all by myself. So, it turns out I’m aware of things. And I’m always open to learning.
But even if I’m 60 years old, I want to dance like crazy, laugh, rest when I need to, sing songs, live every moment to the fullest, travel, and have the courage to try new things. Most importantly, I want to have a big heart. Don’t let losses, heartbreaks, sadness, the mistakes of others, or the disappointments you face darken your heart. I believe we can protect our inner child as long as we accept what happens to us with maturity, thank life for its lessons, and keep moving forward. I hope you can continue to see the colors of life through the eyes of a child.
Thank you for reading. 🙂

Yorum bırakın