Kendinin farkında olabilmekmiş asıl çözüm…

Published by

on

Uzunca bir aradan sonra tekrar burada olduğum için çok mutluyum. “Ne yazsam?” diye baya bi düşündüm aslında… hala daha nereden başlamam gerektiğini bilmiyorum. Bodoslama direk konuya da girmek istemiyorum çünkü detaylara da girmem gerekiyormuş gibi hissediyorum bir yandan. Bir yandan da anlatmak istediğim çok şey var. Hadi başlayalım…

Öncelikle 2025 beni baya bir yordu diyerek konuya girmek istiyorum. Bu yoruşun sebebi ise kesinlikle kendimle alakalıydı. Yani tamamen 2025’te başlamış bir şey de değildi bu. Biraz daha öncesinden başlayan bir konuydu belki de.

Ben 2.5 senedir yalnız olmaya, yalnız kalmaya, sadece kendimden sorumlu olmaya o kadar alışmışım ki hayatıma birinin girmesi, işten çıkmam, beraber yaşamaya karar vermemiz, özellikle başka bir şehre taşınmış olmam ve bunların çok hızlı bir şekilde gelişmiş olmasıyla beraber kafamda değişik bir ben profili oluşturmaya başladığımı fark ettim. Gigi The Housewife! Bu oluşturduğum yeni benlik gerçekten olmak istediğim bir ben miydi sorusunu kendime hiç sormadığımı ve sürekli bu yeni benliğimi reddetmeye yönelik şeyler söylediğimi fark ettim. Biraz açayım bu yeni ‘beni’ size de.

İşi bıraktıktan sonra Bochum’daki İşsizlik Bürosuna müracaat ettim ve sonrasında Almanca öğrenmem gerektiğini ve diplomalarımı onaylatma sürecimi başlatmak istediğimi söyledim. Bu kısmı bi önceki yazılarımda anlatmış olmam lazım. Süreç işte… benim gibi tez canlı birisi için aşırı zorlayıcı bir şey. Kurs dışında günümün geri kalanında ise eve gelip yemek yapıp etrafı toparlayan, temizlik yapan, çamaşır yıkayan biri haline geldim. Önceden yalnız yaşarken bu tarz şeyleri enerjime ve o gün ki motivasyonuma göre ayarlıyordum. Dışardan alıp geliyordum yemeğimi ya da evde ufak bi şeyler yiyip direk uyuyordum. Ya da temizlik yapmak benim için eğlenceliydi. Kendi dağınıklığımı topluyordum sonuç olarak. Hayatımda birinin olmasıyla birlikte bu “Artık yalnız değilsin. Senin sorumlulukların var!” diye kendime baskı yapmaya dönüştü. Yaptığım yemekler çok lezzetli olmalıydı mesela. Kötü olduğunda bütün moralim alt üst oluyordu. Beceriksiz hissediyordum kendimi. Ya da birikmiş çamaşırları görmeyi sevmiyordum. Sürekli yıkanacak bir şeyler oluyordu. Bu süreç bir 6 ay kadar sürdü.

Ben kontrolcü bir insanım. Her konuda illa ki bir B planım vardır. Akışına bazen bırakabiliyorum ama sadece bazen… genellikle bırakamam. Bir ‘Yapılacaklar Listesi’ hep vardır not defterime yazılmış ama işler kontrolüm dışında gelişiyorsa ve yapabileceğim hiçbir şey de yoksa bekleme moduna geçiyorum. Bu bekleme, içime kapanma ve kaygıya dönüşüyor. Beynim hiç susmuyor. Yapabileceğim ve yapmam gereken bir şeyler varsa bunlara öyle bir odaklanıyorum ki… sanki o gün yapılıp tamamlanmazsa bir daha hiç yapılmayacakmış gibi. Beni anlamadıkları için etrafımdaki insanlara sinirleniyorum. Kendimi daha da yalnızlaştırıyorum bu sefer. “Anlatsam ne değişecek ki?” diyip duruyor iç sesim. Bu tabii ki ilişkilerimi de etkiliyor. Bochum’dayken bu durum bu kadar belli değildi çünkü görev dağılımı gibi bi durum söz konusuydu ve “Ben sorumluluklarımı yerine getirdim, evet.” diyebiliyordum. Sonra kursa başlamamla birlikte her gün evden dışarı çıkmak zorunda kalıyordum ve bu da hayatıma bir aktiflik katıyordu. Bazen (bazen dediğim 2 kere) kurs çıkışı kurstan bir arkadaşımla beraber kahve içmeye gidiyorduk. Bu bana o kadar iyi geliyordu ki… “Evet, yalnız değilim. Beni anlayan bir arkadaşım var. Kendimi rahatlıkla ifade edebiliyorum ve beni anlıyor!” diye düşünüp içimdeki o eksik hissettiğim şeyleri öteliyormuşum sadece. Bu yaşadığım en büyük aydınlanmalardan biriydi mesela.

Sonra bazı sebeplerden dolayı Bochum’dan taşınmamız gerektiğine ve Hamburg’a dönmeye karar verdik. Bu dönüş aslında düşündüğümde benim için harika bir şeydi, çünkü ailem gibi gördüğüm insanların yanına dönüyordum. Yapılacak bir sürü aktivitelerin olduğu, ulaşım konusunda hiçbir şekilde sorun çekmeyeceğim, her şeye başladığım şehre tekrardan, yeni bir başlangıç için dönecek olmamın da heyecanı vardı tabii ki. Ama bu dönüşün de başka sınavları vardı. Bir ay boyunca kurs aradım. Attığım her maile olumsuz yanıt geliyordu. Tabii ki sonuç böyle olunca benim özgüven yerlerde, kaygı seviyem tavan. Her gittiğin yerde sistemin farklı çalışıyor olması da sürekli bir öğrenme, ayak uydurma stresini beraberinde getiriyordu. Bir de yeni tanımaya başladığım insanların ve alışmam gereken de bir sürü yeniliğin olduğu bir yere geldik. Etrafımda kendimden diyebileceğim birinin olmaması da beni aşırı yalnız hissettiriyordu içten içe. Evet sevgilimleyim, beni seven, anlamaya çalışan, yanımda olan biri ama bu hissettiğim şey öyle bir yalnızlık değildi. İçimde doldurulamayan bir boşluk gibi. Eskisi gibi gülemediğimi fark ettim. Yapmacık hissediyordum sürekli kendimi.

Ben bunları bi şekilde çözdüm. Kursa kaydımı yaptım. Üstüne tarihler öyle bir denk geldi ki seneler sonra en yakın arkadaşımla İstanbul’da buluştuk. Muhteşem zaman geçirdik. Güldük, eğlendik, o kısacık zamanımızın tadını en iyi şekilde çıkardık. Ailemle kocaman bir 18 gün geçirdim. Kendimi o kadar canlı hissediyordum ki! Kendimden birileri dediğim nokta bu işte. Ailem, en yakın arkadaşlarım, çiftlikteki çocuklarım… O içimdeki bunalmış bıkkın kişi gitti, yerine daha mutlu, daha özgüvenli, her anın tadını dolu dolu çıkaran bir Gigi geldi. Her güzel şeyin bir sonu var ama maalesef. Sonra tatilim bitti ve kursa başlayacağım için Hamburg’a geri döndüm ve döndüğüm için mutlu olmadığımı fark ettim. Sevgilime kavuşacağım için mutluydum sadece. Yine içimdeki o boşluk ve hadi bakalım başlayalım hissiyle birlikte eve girdim. Sorumluluklardan uzaklaşmak ve tekrar sıkıldığın o sorumluluklara geri dönmenin hayal kırıklığıydı belki de…

Kursa başlamamla birlikte içim rahatladı rahatlamasına ama işsizlik maaşımın da son aylarındaydım ve ne yapmak istediğime bir an önce karar vermem gerekiyordu. Ya işsiz kalmaya ve bu depresyona devam edecektim ya da iş bulup kursumla beraber kendimi daha aktif bir hale getirip beni mutsuz eden şeylerden uzaklaşacaktım. Aslında bu düşünce de sağlıklı değil… Ama ben iş aramaya karar verdim ve bir gün alışveriş merkezine gittiğimizde benim de müşterisi olduğum bir markanın başvuru kartları koyduğunu gördüm. Gidip bi tanesini aldım, doldurdum ve bir sonraki gün direk mağazaya götürüp kendim teslim ettim. Haber vereceklerini söylediler. Ben de acaba arayacaklar mı stresiyle birlikte baş başa kaldım. Ama kendime şu sözü de verdim. Başvurdun. Sen yapabileceğini zaten yaptın. Olursa olur, olmazsa olmaz. Başka şeyler denersin. Kaybedeceğin bir şey yok. Ve aradılar. Bu bekleyiş bir ayımı almış olsa da Ağustos’un sonunda sözleşmemi imzaladım ve 1 Eylül Pazartesi günü çalışmaya başladım. Bir tik daha 🙂

İyi geldi mi? Gelmez mi!!!! Yoruyor kursla beraber, yine de tükendiğimi hissediyorum bazen ama öyle bir tükenmişlik değil bu. Birincisi para kazanma enerjisi çok iyi geliyor. İkincisi kendimi daha özgüvenli hissediyorum, çünkü bu süreçte yapmak istediğim şeylerde net kararlar aldım ve istediğim zaman ne kadar başarılı olabileceğimi bir kere daha görmek gerçekten güçlü hissettirdi.

Hayatımdaki monotonluğu kırdım. Artık eve gelip yemek hazırlamıyorum mesela, bunun benim için bir zorunluluk olduğu düşüncesini tamamen sildim kafamdan. Enerjime göre hareket etmeyi öğrenmeye başladım. Çünkü her şeye yetişmeye çalıştığım için kendimi tükettiğimi fark ettim. Yeni rutinler oluşturdum kendime. İşten gelince biraz dinlenip rutinlerimi yapıyorum ve yavaş, keyifli sabahlar geçiriyorum işe gitmeden önce. Bir diğer şey ise “Her şeyin sorumluluğunu ben neden yükleniyorum ki?” sorusu. Herkesin bir yerde kendinden sorumlu olduğunu ve onların kendileriyle ilgili sorumluluklarını kendilerinin gerçekleştirmesi gerektiği bilinciyle ilerlemeye başladım. Evet, hem kendimden hem ilişkimden sorumluyum ama bütün yükleri tek başıma sırtlanmak zorunda da değilim. Birbirine destek olabilmeyi ve hayatı paylaşabilmeyi öğrenmek önemli olan bence. Çünkü hayatın dengeleri sürekli değişiyor ve bu değişen dengelerle sadece birbirimize destek olarak başa çıkabiliriz. Bunu korumak bizim elimizde. Sadece benim değil.

Özetlemek gerekirse her şeyin sorumluluğunu kendiniz taşımak zorunda değilsiniz. Siz sadece kendinizden ve kendi mutluluğunuzdan sorumlusunuz. İlişkinizle birlikte gelen sorumluluklarsa sizin partnerinizle ortak sorumluluklarınız. Bazen durun ve kendinize sorun. Ben gerçekten ne istiyorum? Mutlu muyum? Beni mutsuz eden şey ne? Mutsuz olduğunuz bir döngü varsa bu döngüyü kırmak da sizin elinizde. Siz kendinize odaklanıp, kendinizi iyileştirdikçe etrafınızdaki olayların da sizin lehinize şekillendiğini görebilirsiniz. Öğrendiğim bir başka şey de kontrol dozunda olunca güzel. Bazı şeylerde kontrolü sağlayamayabiliyorsunuz. O zaman da bir durup, sakince ne yapabilirim diye düşünmek en iyisi. En önemlisi de bir sorun olduğunu düşündüğünüzde konuşabiliyor olmak. İçinizde tutmayın… konuşun. Çünkü bazı şeyler tek taraflı çözülemeyebiliyor.

Son zamanlarda kendimle ilgili yaşadığım aydınlanmaların sadece bir kısmıydı bu. Diğer kısımlara bir sonraki yazılarımda değinmeye karar verdim. Buraları özlediğimi ve anlatmak istediğim çok şey olduğunu söylemiştim. İlk fırsatta yine bilgisayarımın başına oturup saatlerce yazmayı iple çekiyorum. Okuyan herkese kocaman sevgilerimi gönderiyorum. Sizin okuduğunuzu görmek bana çok iyi geliyor ve sizinle dertleştiğim zaman, ben de kendimi çok rahatlamış hissediyorum. İyi ki varsınız ❤

Becoming Aware of Yourself… That’s the Real Solution.

After quite a long break, I’m so happy to be back here again. I actually spent a lot of time thinking, “What should I write?” And to be honest, I still don’t really know where to begin. I don’t want to dive straight into the topic either, because I feel like I need to go into some details first. And at the same time, there’s just so much I want to share. So, let’s get started…

First of all, I want to start by saying that 2025 has truly exhausted me. And the reason for this exhaustion was entirely related to me. In fact, it didn’t even start in 2025—it began a bit earlier. I realized that after living alone for two and a half years—being used to solitude, only being responsible for myself—having someone enter my life, quitting my job, deciding to live together, moving to another city… and all of it happening so quickly, I began to create a different version of myself in my head: “Gigi the Housewife!” But I never actually asked myself if this new version was someone I wanted to be. Instead, I constantly found myself saying things that rejected this “new me.” Let me explain a bit more…

After leaving my job, I registered with the unemployment office in Bochum and told them that I wanted to start the process of getting my diplomas recognized and learning German. I think I wrote about this part in previous posts. Anyway—this whole process was extremely challenging for someone impatient like me. Outside of language courses, my days consisted of coming home, cooking, tidying up, cleaning, doing laundry… When I lived alone, I used to do all these things depending on my energy and motivation that day. I’d sometimes just grab something to eat on the way home or make something small and go straight to bed. Cleaning was fun because I was tidying up my own mess.

But with someone else in my life, this turned into a kind of pressure on myself—“You’re not alone anymore. You have responsibilities now!” For example, the food I cooked had to be really tasty. If it wasn’t, my mood would completely crash. I’d feel so incompetent. Or if laundry piled up, I couldn’t stand it. There was always something to wash.This phase went on for about six months.

I’m a very controlling person. I always have a Plan B. I can sometimes go with the flow—but only sometimes. Usually, I can’t. There’s always a to-do list written in my notebook. But if things happen outside of my control and there’s nothing I can do about it, I go into a waiting mode. And that waiting turns into withdrawal and anxiety. My mind just doesn’t stop. When there are things I can do, I hyperfocus on them—as if if I don’t complete them that day, they’ll never get done again. When people around me don’t understand this, I get irritated and end up isolating myself even more. My inner voice just keeps saying, “What difference would it make if I explained it anyway?”Of course, this affects my relationships too. Back in Bochum, this wasn’t so obvious because we had a kind of “division of responsibilities,” and I could say, “Yes, I’ve done my part.”

Then, when I started my course, I had to leave the house every day, which brought some activeness into my life. Sometimes (well, twice), I went for coffee with a friend after class. And it felt so good… “Yes, I’m not alone. I have someone who understands me, someone I can express myself to freely!” I realized I’d just been pushing away those feelings of emptiness inside me. That was one of my biggest realizations. Later, for various reasons, we decided to move from Bochum back to Hamburg. Looking back, this was actually wonderful for me—because I was returning to people I considered family. It’s a city full of activities, with great transportation, and it’s where everything started for me. I was excited to return for a fresh start. But, of course, this move came with its own challenges. I spent a month looking for a new course. Every email I sent received a negative reply. And naturally, my confidence plummeted while my anxiety skyrocketed. The fact that systems work differently in every place meant constant learning and adapting, which was stressful on its own.

On top of that, I was now in a new environment with unfamiliar people and things I needed to get used to. Deep down, I felt extremely lonely because I didn’t have “my people” around. Yes, my partner was there—someone who loves me, supports me, and tries to understand me—but the loneliness I felt wasn’t something that could be filled by that alone. It was like an emptiness inside me. I noticed that I wasn’t laughing the way I used to. Everything felt forced. Eventually, I managed to figure things out. I enrolled in a course. And by perfect coincidence, I met my best friend in Istanbul after years. We had the most amazing time together. We laughed, had fun, and made the most of every single moment we had. Then I spent 18 whole days with my family. I felt so alive!

This is what I mean when I say “my people”—my family, my closest friends, the kids at the farm… That suffocating, tired version of me disappeared, and in her place came a happier, more confident Gigi, soaking up every moment. But unfortunately, every beautiful thing has an end. After the holiday, I returned to Hamburg to start my course—and I realized I wasn’t happy to be back. The only thing I was excited about was seeing my partner again. As soon as I walked into the apartment, that old feeling of emptiness and “here we go again” returned. Maybe it was the disappointment of going back to those same responsibilities after finally escaping them for a while.

Once the course started, I felt more at ease, but my unemployment benefits were also nearing their end. I needed to decide what I wanted to do next—either stay unemployed and keep sinking into that depression, or find a job and make my life more active, distancing myself from what was making me unhappy. Honestly, this wasn’t the healthiest mindset either. But I decided to job hunt. One day, at the mall, I saw application cards at a brand where I was already a regular customer. I took one, filled it out, and brought it back the next day in person. They said they’d get back to me. And then came the stress of waiting to see if they’d call. But I made myself a promise: “You applied. You did your part. If it works out, great. If not, you’ll try something else. You have nothing to lose.” And they called. The waiting took a month, but by the end of August, I signed my contract, and on Monday, September 1st, I started working. Another box ticked.

Did it make me feel better? Oh yes, it did! Yes, it’s tiring to balance work and courses, and sometimes I still feel drained—but it’s not the same kind of burnout anymore. First of all, earning money gives me such good energy. Second, I feel more confident because I made clear decisions about what I wanted during this time, and I proved to myself once again how capable I can be when I put my mind to something. I broke the monotony of my life. I don’t come home and feel obliged to cook anymore. I’ve completely erased that sense of “must” from my head. I’ve learned to act according to my energy. I realized I was exhausting myself by trying to do everything. I built new routines. After work, I rest a bit, then do my routines and enjoy slow, pleasant mornings before heading to work. Another big realization was: “Why am I taking on everyone’s responsibilities?”

I started to move forward with the understanding that everyone is responsible for themselves and their own lives. Yes, I’m responsible for myself and my relationship, but I don’t have to carry all the weight on my own. The important thing is learning to support each other and share life—because life’s balance is constantly shifting, and the only way to handle that is by supporting each other. It’s something we both have to protect—not just me.

To sum it all up: You don’t have to carry all the responsibility alone. You are responsible for yourself and your own happiness. The responsibilities that come with your relationship are shared responsibilities with your partner. Sometimes, just stop and ask yourself: What do I really want? Am I happy? What is making me unhappy? If you’re stuck in an unhappy cycle, remember—you have the power to break it. When you focus on yourself and start healing, you’ll notice that everything around you starts to shift in your favor too. Another thing I’ve learned: control is good—in moderation. There are things you simply can’t control. In those moments, it’s best to pause and calmly think, “What can I do right now?” And most importantly—when you feel like something is wrong, talk about it. Don’t keep it all inside. Because some things can’t be solved one-sidedly.

These are just a few of the realizations I’ve had about myself recently. I’ve decided to share the rest in my upcoming posts. I did say I missed being here and that I have so much to talk about. I can’t wait to sit down at my computer again and write for hours. Sending big hugs to everyone reading this. Knowing that you’re out there, reading my words, truly means a lot. Whenever I share my thoughts with you, I feel a deep sense of relief. I’m so glad you’re here. ❤

Yorum bırakın